Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
°C

Çölde Kalmanın Gerekliliği

25.06.2018
862
A+
A-
Çölde Kalmanın Gerekliliği
Reklam

Samimiyetle niyet eder ve niyetlerimizi amele dönüştürürsek, Allah bize inayetiyle destek olur. İsrailoğullarının başına gelen de budur. Firavun’un kudretli ordusuyla başa çıkabilmek noktasında hiçbir umutları yoktu. Nesillerdir köle olduklarından nasıl savaşmaları gerektiği konusunda bir fikirleri de mevcut değildi. Firavun’un ordusunda okçular, savaş arabaları ve zırhlı savaşçılar vardı. Bu oldukça eğitimli askerler, daha evvel eline muhtemelen bir silah dahi almamış bir grup köle ile karşı karşıya geldi.

İsrailoğulları Firavun’dan kaçarken Kızıldeniz’e vardılar; önlerine geçmesi imkansız bir engel çıkmış gibiydi. Allah, kıyısına vardıkları suyu hemen yararak açmadı. Alimler, İsrailoğulları suya adım atmadan yarılmadığını söylüyorlar. İman testine ne muazzam bir örnek! Ayrıca amelin önemine dair de bir hatırlatma. İsrailoğulları başarılı olacaklarına dair bir garantileri olmadan hareket ettiler. Peygamberlerini izlediler, güvendiler, inandılar…

Bunlar ‘pek ilginç tarihi hikayeler’ olmaktan çok, günümüzle son derece alakalı öğretilerdir. Kendi hayatımızı incelediğimizde Allah-u Teala’nın bizlere de adeta Kızıldeniz’i açarcasına nice kereler yardım ettiğini keşfedebiliriz. Hepimiz hayatımızda mucizelere şahit olmuşuzdur; sebeplerin hükmü kalmayarak kendi başımıza başarmamızın imkansızlaştığı durumlarda Allah engelleri kaldırıvermiştir. Ama pek de çabuk unuturuz bunları. Her bir musibet geçtikten sonra İsrailoğullarını serbest bırakma sözünden dönen Firavun’a benziyoruz. Allah’ın nimetlerini unutma, görmezden gelme bizim nefislerimizin, içteki firavunun eseridir. Unutuyoruz. Nankörlük ediyoruz. Şikayet ediyor ve adeta hal dili ile isyan ediyoruz.

Buna benzer kıssaları işittiğimizde onların tarihi öneminin ve vermek istedikleri ahlaki dersin ötesine geçebilmeliyiz. Bizler kendi hayatlarımızda benzer olayları hiç mi yaşamadık?

Unutmayın, israiloğulları kırk sene yani iki nesil boyunca çölde yaşamak zorunda kaldılar. Çölden çıkabilenlerin çoğu Mısır’dan kaçan kölelerin torunlarıydı. Torunlarda köleliğin en ufak bir izi dahi kalmamıştı.

Bizde kırk sene gibi uzun bir zaman yok, nasıl yapabiliriz; ben merkezliği, nefse köle olmuşluktan kendimizi nasıl kurtarabiliriz?

Çölde toplumdan tecrit edilmiş halde geçirdikleri kırk sene boyunca İslariloğulları ulu’l-azm peygamberlerden biri olan Hz. Musa tarafından irşad edildi. Bir insan topluluğunu dönüştürmek için o kadar süre geçmişti.

Hedefleri ‘süt ve bal diyarı’ Kenan’a girmekti. Bizim hedefimizse kalp tatmini ve gerçek huzura ermek. İç huzuru ve dinginlik, manevi hayatımızın en önemli temellerini elde etmek.Buna göre içimizdeki Musa’ya mı yoksa Firavun’a mı tabi olacağımıza karar vermeliyiz.

Sufi Terapistin Sohbet Günlüğü

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.